Ana sayfa  Annelik  Elsanatları  Haberler  Magazin Dünya  Magazin Türkiye       

Moda  Ressamlar  Seramik  Tiyatro Sinema  Yazılar  Yemekler 

 

Magazin

Suç Dosyaları

Gazete Manşetleri

Tarihte Bugün Arşiv: Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık

Tarihte Bugün

Önceki Dosyalar

1-15 TEMMUZ

16-31 TEMMUZ

1-15 Ağustos

16-31 Ağustos

1-15 Eylül

16-30 Eylül

1-15 Ekim

16-31 Ekim

1-15 Kasım 16-30 Kasım 1-15 Aralık Sitede Ara

Grafik Saati

Tarihte bugün: 01 - 15 Ocak Arası

Tarihte bugün: 1 Ocak

“Anadol” marka otomobil 1 Ocak 1967’de piyasaya sürüldü.

630: Hazreti Muhammed, hazırladığı ordu ile Mekke'ye girdi.
1788: Londra'nın en eski gazetesi The Times yayımlanmaya başladı.
1891: Penaltı, İngiltere Ligi'ndeki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine kural kitabına girdi.
1923: Türkiye'nin ilk futbol federasyonu olan "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı" kuruldu.
1929: Millet Mektepleri açıldı. Millet Mekteplerinin kurucusu Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati öldü.
1936: İzmir'de "Kültür Park"ın temeli atıldı.
1937: Şark Demiryolları, Türk yönetimince işletilmeye başlandı.
1945: Fransa, BM'ye alındı.
1967: "Anadol" marka otomobil piyasaya sürüldü.
1980: Edebiyat tarihçisi, eğitimci ve yazar Mustafa Nihat Özön öldü.
1985: Katma Değer Vergisi (KDV) yürürlüğe girdi.
1989: Trafikte "ceza puanı" uygulaması başlatıldı.
1992: Şehir içi yollarda sürücüler ve ön koltukta oturanlara emniyet kemeri takma zorunluluğu getirildi.
1995: Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Hamzalı Köyüne saldıran terör örgütü PKK mensupları, 7'si çocuk 19 kişiyi katletti. Teröristlerden biri öldürüldü.
1996: AB ile Gümrük Birliği yürürlüğe girdi.
1997: Irak'ın kuzeyindeki Sinath bölgesinde 30 Aralık 1996'da başlatılan operasyonlarda ölü ele geçirilen terörist sayısı 72'ye yükseldi.
1999: Avrupa para birimi "Euro" yürürlüğe girdi.
2002: Türk Medeni Kanunu ile Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun yürürlüğe girdi. Koca, "evin reisliği"ni kaybetti.
2005: Türk Lirası'ndan (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası (YTL) tedavüle girdi.
2006: Rus Gazprom şirketi fiyatta bir anlaşmazlık üzerine Ukrayna'ya gazı kesti. 24 Ekimde yapılan anlaşma, Avrupalı alıcıları da etkileyebilecek yeni bir "gaz savaşı" riskini ortadan kaldırdı.
2007: Taksim'deki yılbaşı kutlamaları sırasında, Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencisi Adem Doğan, başına isabet eden kurşunla yaralandı. Doğan, 4 Ocakta hastanede öldü.
2007: Gazeteci yazar Yener Süsoy, İstanbul'da vefat etti.


2 Ocak

2000 yılında yapılan nüfus sayımının sonuçları açıklandı. Türkiye'nin nüfusu 67 milyon 844 bin 903 kişi olarak belirlendi.

Osmanlı'da istatistik çalışmaları, devlete belirli hizmetler yapmakla yükümlü memur ve sipahilere bırakılan gelir kaynaklarının nicelik ve değişmelerini saptamak amacıyla, 30-40 yıl gibi aralıklarla nüfus ve toprak sayımları yapılması şeklinde düşünülmüştü.

İmparatorluk yeni kurulduğu sıralarda nüfusla birlikte tarım ve arazi konularında bilgi toplamaya özel önem verilmiş, 1326-1360 ve 1360-1389 yılları arasında toprak ve nüfus sayımları yapılmıştı.

Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman genel bir sayım yaptırmaya teşebbüs ederek, bunun her yüzyılda bir tekrar edilmesini Kanunname’ye yazdırtmıştı. Bu dönemde 1566-1574 yıllarında genel nüfus ve arazi sayımı, 1608'de tekrar bir nüfus sayımı uygulandı.

Kemankeş Kara Mustafa Paşa, sadrazamlığında nüfus sayımlarının 30 yılda bir tekrarlanması kararını aldırttı. Ancak savaşlar nedeniyle bu süreye gereğince uyulmadığı gibi, sayım girişimleri sonuçlandırılamadı, fakat çalışmalara ve bilgi toplama faaliyetine devam edildi.

19'uncu yüzyılın başından itibaren Ademi Merkeziyet sistemine dayalı olarak merkezde her nezarette, taşrada ise vilayet ve kazalarda istatistik büroları açıldı ve bunların çalışmalarını takip ve kontrol etmek için de ayrı bir merkezi organ kuruldu.

Başarı ile sonuçlandırılan ilk nüfus sayımı 1831'de yapıldı. Esas amacı askerlik yapabilecek halkın sayısı ve yeni vergi kaynaklarının saptanması olan bu sayımda, Rumeli ve Anadolu'da bulunan tüm Müslüman ve Hıristiyan erkek nüfus kapsandı.

1831 sayımından sonra 1844'de kadın nüfusu da kapsayan bir nüfus sayımı daha yapılı. 1854'de ise yeni bir nüfus sayımına daha girişilmişse de sonuçlandırılmadı. 1870'de yapılmasına karar verilen genel nüfus sayımı da uygulanamadı.

1874'te Tuna vilayetlerinde yapılan bir nüfus sayımını, imparatorluk döneminde girişilen ve uzun süre devam eden bir başka nüfus sayımı izledi. 1878 Rus Savaşı'nı izleyen bu sayımda İstanbul nüfusu sayıldı, Trablus ve Arabistan'ın nüfusu ise tahmin edildi.

Aynı dönemde Nüfus Sicil-i Nizamnamesi çıkarıldı ve ilk kez Nüfus Müdürlüğü kurularak nüfus tezkereleri ile doğum, ölüm, yer değiştirme olaylarının kaydına başlandı. 1891'de Bab-ı Ali'de Merkezi İstatistik Encümeni kuruldu, istatistik hizmetleri kanuni esasa bağlandı.

1918'de çıkarılan yeni bir kanunla istatistik faaliyeti sadarete bağlı istatistik, Müdüriyet-i Umumiye bünyesinde toplandı, kanunun uygulamasına bir yıl devam edildikten sonra kaldırıldı ve eski sistem cumhuriyete kadar devam etti.

Türkiye'de nüfusun sayı ve niteliklerini tespit amacıyla Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar ilki 1927, ikincisi 1935 yılında ve bu tarihten sonra her beş yılda bir olmak üzere, 13 kez genel nüfus sayımı uygulandı.

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün kuruluş ve görevleri hakkında 219 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ikinci maddesinin (d) fıkrasını değiştiren 23 şubat 1990 tarih ve 403 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereği, Türkiye'de genel nüfus sayımları 10 yılda bir yapılıyor.

Bu kanun gereği Türkiye'de 14'üncü nüfus sayımı 2000 yılında yapıldı ve resmi sonuçları 2 ocak 2002'de açıklandı. Sonuçlara göre Türkiye'nin nüfusu 67 milyon 844 bin 903 kişi olarak belirlendi.

Günün diğer önemli olayları

1523: Rodos Adası, Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı orduları tarafından feth edildi.
1852: Şair-i Azam Abdülhak Hamit Tarhan doğdu.
1903: ABD'nin Missouri eyaletinde, siyah bir kadının postaneye yaptığı iş başvurusunun, siyah olduğu için reddedilmesi üzerine postane, Başkan Roosevelt'in emriyle kapatıldı.
1919: Lord Curzon'un, 'Doğu Trakya'daki Türkler ile Batı Anadolu'daki Rumlar mübadele edilmelidir' yolundaki muhtırası açıklandı.
1924: Hafta Tatili Hakkında Kanun, TBMM'nde kabul edildi.
1924: İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılanan gazeteciler beraat etti.
1936: Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi.
1944: Karne ile çay dağıtımına başlandı. Halka iki aylık istihkak olarak 20 gram çay verildiği kaydedildi.
1966: Kat Mülkiyeti Kanunu, yürürlüğe girdi.
1971: Zeytinburnu Çimento Fabrikası'nın yanında bulunan gümrük depolarında çıkan büyük yangında zararın 5 milyon lira civarında olduğu açıklandı.
1974: Yaklaşık 50 yıldır fiyatı yükselmeyen tuza zam yapıldı. Sofra tuzunun kilosu 150 kuruşa yükseldi.
1975: Türkiye Radyoları TRT1, TRT2 ve TRT3 adıyla, üç koldan yayın yapmaya başladı.
1977: Kapıcıların bugünden itibaren sekiz saat çalışacağı açıklandı. DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası yetkilileri, kapıcıların 09.00-17.00 arasında çalışacaklarını, fazla mesai verilmediği takdirde kaloriferleri yakmayacaklarını söyledi.
1978: Bülent Ecevit, hükümeti kurdu, CHP dışında kendini destekleyen herkese birer bakanlık verdi. 2 ocak 1979'da Ecevit Hükümeti'nden ilk kopma gerçekleşti. İçişleri Bakani İrfan Özaydınlı, görevinden istifa etti. İçişleri Bakanlığı'na vekaleten Orhan Eyüboğlu atandı.
1980: Ordu, hükümete uyarı mektubu verdi.
1984: 20, 50 ve 100 liralık madeni paralar tedavüle çıkarıldı.
2001: Borsa yeni yıla 9.437, dolar 677 bin, mark da 322 bin liradan başladı.
2001: Çin ve Tayvan, 1949'dan bu yana ilk kez aralarında doğrudan deniz hattı açtı.
2001: Yunanistan Avrupa Para Birliği'ne (EURO Zone) 12'nci üye ülke olarak katıldı.
2001: İstanbul DGM Savcılığı, Bank Ekspres ile ilgili soruşturma kapsamında Korkmaz Yiğit ve 11 kişi hakkında yakalama emri çıkarttı. Yiğit, gözaltına alındı. İstanbul 1 No'lu DGM Hakimliği, Egebank soruşturması kapsamında İnterbank'ın eski sahibi Cavit Çağlar için gıyabi tutuklama kararı verdi.
2002: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, HADEP'in kapatılması ve AKP'ye ihtar verilmesiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.

3 Ocak

Romalı filozof, deneme yazarı ve hatip Marcus Tullius Cicero, M.Ö 106'da Arpinum yakınlarında doğdu.

Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olan Cicero, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmişti. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştı.

Savaşı hiç sevmem*sine rağmen orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Sonra konsül oldu. Daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani bir 'novus homo'ydu.

M.Ö 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. M.Ö 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. M.Ö 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi.

Sonra 50'li yılların ortasında Clodius, Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero, Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Massilia'da yaşadı.

M.Ö 50 yılında Sezar ile Pompei arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompei'nin tarafını tuttu, yine de Sezar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu.

M.Ö 49'da Sezar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Sezar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti.

M.Ö 48 yılında Pompei taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Sezar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Sezar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.

M.Ö 45 yılının şubat ayında kızı Tullia öldü. Cicero hayatı boyu bu şoktan kurtulamadı. M.Ö 44 yılında Sezar öldürüldü. Bu dönemde popüleritesi arttı, Senato'nun en güçlü, en sözügeçer adamı haline geldi.

Sezar'dan sonra giderek güçlenen Mark Antony'yi sevmiyordu. Yine de Mark Antony ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu.

Sezar'ın veliahtı Oktavian İtalya'ya varınca, Cicero Antony'ye karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antony'yi eleştiriyor, Oktavian'ı ise övüyordu. Senato'yu da Antony'ye karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler.

Zamanla Cicero'nun Antony'ye olan kini arttı, kafasındaki plan hem Oktavian hem de Antony'yi aradan çıkarmaktı. Ama ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'yu devlet düşmanı ilan etti.

Cicero kaçtı, fakat yakalandı. M.Ö 43 yılının 7 aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı ve elleri Forum Romanum'daki Rostra'da gösterildi.

Hiç kuşkusuz Cicero'yu bu kadar büyük ve ünlü kılan özelliği onun inanılmaz hatipliğiydi. 88 konuşması kayda geçirilmiş, bunlardan sadece 58'i bugüne ulaşabilmiştir.

Günün diğer önemli olayları

1501: Ali Şir Nevai öldü.
1521: Martin Luther, Roma Katolik Kilisesi tarfından afaroz edildi.
1799: Şeyh Galip öldü.
1833: 1765'te Batı Falkland Adaları'na ilk yerleşen topluluk olan İngilizler, Arjantin kuvvetlerini yenerek Falkland Adaları'nın tümünde denetimi ele geçirdi. İngiltere adaları 1892'de sömürge statüsüne geçirdi.
1893: 'Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı ve dilbilimci J.R.R. Tolkien Güney Afrika'daki Bloemfontein'da dünyaya geldi.
1923: Çek yazar Jaroslav Haşek, 39 yaşında aşırı içkiden öldü.
1952: Erzurum, Pasinler ve Horasan'da meydana gelen depremde 106 kişi hayatını kaybetti.
1956: ABD'li sinema oyuncusu ve yönetmen Mel Gibson doğdu.
1961: Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Kuruluş Kanunu kabul edildi.
1977: Türkiye-Irak Petrol Boru Hattı açıldı.
1977: İstanbul Hukuk Fakültesi'nde öğrenciler arasında çıkan silahlı çatışmada dokuz öğrenci yaralandı.
1979: İstanbul'da günlük yaşamı felce uğratan tipi sırasında bir marşandiz, Feneryolu istasyonunda kardan kapanan makasların açılmasını bekleyen yolcu dolu banliyö trenine çarptı. Kazada ikisi ağır 38 kişi yaralandı.
1979: Türkiye'de 42 milyon kişiden sadece 4 milyon kişinin vergi ödediği tespit edildi.
1983: Diyarbakır'ın Şehitlik Caddesi'nde yapımı altı ay önce tamamlanan bir apartman sabaha karşı çöktü. İlk anda altı kişi öldü, ancak bir hafta süren enkaz kaldırma çalışmaları sırasında bulunan cesetlerle can kaybı 83'e yükseldi. Apartmanın eksik demir ve beton kullanımı nedeniyle çöktüğü belirlenirken, müteahhiti yakalanarak tutuklandı.
1984: Tuborg biraya zam yapıldı. Küçük bira 60, büyük bira 90 lira oldu.
1990: Başbakanlık Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı, Türkiye'nin tüm termik ve hidroelektrik santrallerinin, Birinci Boğaziçi ve Fatih Köprüsü'nün brüt gelirine endeksli iki yıl vadeli gelir ortaklığı senetlerini satışa çıkardı.
1993: ABD Başkanı Bush ve Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, ilk nükleer silah müzikimi anlaşması yapıldı.
1998: Milli Piyango tarafından yapılan açıklamada 10 yılda 880.7 milyar liralık ikramiyenin, talihliler tarafından unutulduğu ve paralarını almadıkları bildirildi.
1998: DİE, 1997 enflasyonunu, toptan eşyada yüzde 91, tüketici fiyatlarında yüzde 99.1 olarak açıkladı.
2001: Yıllık enflasyon 2000 yılında TEFE'de 32.7, TÜFE'de ise yüzde 39 oldu.



4 Ocak

'Yabancı' ve 'Veba'nın yazarı Albert Camus, 1960'da 46 yaşında trafik kazasında öldü.

Günümüzün en güçlü Fransız yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında dünyaya geldi. Babası Fransız, annesi İspanyoldu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Camus, küçük yaşta babasını kaybetti.

Bağımsız bir hayat sürebilmek amacıyla küçük yaşta evden ayrıldı. Geçimini sağlamak için birçok işe girip çıktı, vereme yakalandı. Felsefe eğitimini yarıda bırakarak, bir süre tiyatro ile uğraştı. Alman işgali boyunca 'Combat' gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

1937 ve 1938'de yayımlanan iki denemesiyle edebiyata giren Camus, bu kitaplarında bir şair ve üslupçu görünüşüyle karşımıza çıkar. 1942'de yayımladığı 'Yabancı' (L'Etranger) ona çabucak şöhretin kapılarını açar.

'Yabancı', saçmalığın elinde oyuncak olan, etrafında olup bitenleri anlayamayan, anlamak için de bir çaba harcamayan kayıtsız, vurdumduymaz bir kişinin durumunu nesnel bir görüşle gözler önüne serer.
Aynı yıl yazdığı 'Sisifos Söyleni'nde (Le Mythe de Sisyphe), mutsuzluğa düşen çağımız insanının trajedisini ele alarak, saçmanın felsefesi diye tanımlanan bir dünya görüşü ve Jean Paul Sartre'ın varoluşçuluğu ile yepyeni bir düşünce ve duyuş biçimi getirir.

'Yabancı' ve 'Sisifos Söyleni' adlı yapıtlarında Camus, hem güçlü bir romancı hem de bir filozof olarak kendini gösterir. Saçmanın felsefesinin varoluşçulukla ortak yönleri olduğu su götürmez bir gerçektir, ama yine de birbirlerine karışmazlar.

Saçmanın felsefesinin başlıca temsilcisi olan Camus, 'Yabancı'da ana hatlarıyla verdiği bu felsefeyi, 'Sisifos Söyleni'de daha yoğun bir biçimde işler ve bu dünyada mutlu olmak imkansızlığı üzerinde durur.

Aslında 'Sisifos Söyleni', evrenin anlamsızlığı ve insanın saçma kaderine baş kaldırma ihtiyacı üzerine yazılmış bir denemedir. Camus, 1951'de yayımladığı 'Başkaldıran İnsan'da (L'Homme revolte) bu konuları yeniden ele alır ve derinliğine işler.

1947'de yayımlanan 'Veba' (La Peste) büyük etki yaratır ve yazara 'Prix des Eritiques' ödülü kazandırır. Bundan sonraki kitaplarında Camus, bir filozoftan çok bir ahlakçı ve edebiyatçı kimliğiyle kendini gösterir. Bu durumu oyunlarında görmek daha kolaydır.

En son romanı olan 'Düşüş'ü (La Clute) 1956'da yayımlar. 1957'de en güzel hikayelerinin bulunduğu 'Sürgün ve Krallık' (L'Exil et le royaume) ile yaratıcı sanatın en güzel örneklerini verir. En güzel hikayeleri, şüphesiz, Cezayir'de geçenlerdir.

Eserlerinde çok az yazar ve düşünürde görünen sıklıkta ölüm, anlamsızlık ve nihilizm temalarını işleyen ve 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Camus, 1960'da bir trafik kazasında, gerçekten saçma bir ölümle hayata gözlerini kapattı.

En tanınmış eseri olan 'Yabancı'yı 1942'de yayımladı. 'Yabancı'da açık, sade, süssüz ve hareketli üslubu ile Hemingway'den etkilenmiş izlenimi verir.

Camus 'Yabancı'da, kayıtsız, hayatın anlamsızlığına karşı mücadele etmekten yorulmuş, etrafında olup biten olayları anlamayan, anlamak için de hiçbir çaba harcamayan, unutulmaz bir insan tipini canlandırır.

Önemli eserleri

'Amerika Günlükleri', 'Başkaldıran İnsan', 'Büyüyen Taş', 'Caligula', 'Denemeler', 'Düğün ve Bir Alman Dosta Mektuplar', 'Düşüş', 'Ecinniler', 'İlk Adam', 'Mutlu Ölüm', 'Sıkıyönetim', 'Sisifos Söyleni', 'Sürgün ve Krallık', 'Tersi ve Yüzü', 'Veba', 'Yabancı', 'Yolculuk Günlükleri'.


Günün diğer önemli olayları

1932: Hindistan'da Mahatma Gandhi tutuklandı.
1948: Burma bağımsızlığını ilan etti.
1951: Komünist birlikler Kore'de Seul'u işgal etti.
1954: Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Kayseri'de Türkiye'nin ilk İşçi Bankası'nı açtı.
1962: ABD Başkanı John F. Kennedy, Güney Vietnam'a daha fazla asker göndereceklerini açıkladı.
1965: Şair T. S. Eliot öldü.
1967: 490 kilometre uzunluğundaki Batman-İskenderun petrol boru hattı hizmete açıldı.
1976: Çanakkale'de antik Truva kentinin bulunduğu yere 12 metre yüksekliğinde Truva Atı yapıldı.
1979: Anadolu Ekspresi ile Boğaziçi Ekspresi, Sincan yakınlarında çarpıştı. Kazada 19 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
1991: 36 gündür grevde olan binlerce maden işçisi, Zonguldak'tan Ankara'ya yürüyüş başlattı. Beş gün süren yürüyüş, görüşmelerin yeniden başlaması üzerine, 9 ocakta Bolu'nun Mengen ilçesi yakınlarında sona erdirildi.
1996: Ümraniye E Tipi Cezaevinde çıkan olaylarda üç kişi öldü, 67 kişi yaralandı.
2004: Afganistan'da büyük meclis Loya Jirga yeni anayasayı kabul etti.
2004: Gürcistan'da 'kadife devrim'in öncülerinden Mikhail Şaakaşvili, Edward Şevardnadze'nin yerine devlet başkanı seçildi.

5 Ocak

Avrupa Konseyi'nce her yıl verilen Yılın Müzesi ödülünü 1993 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri aldı.

19'uncu yüzyıl sonlarında ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından, İmparatorluk Müzesi olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzesi, çeşitli kültürlere ait sayısı 1 milyonu aşan eseriyle, dünyanın en büyük müzeleri arasındadır.

Müzenin kolleksiyonu içinde, Balkanlar'dan Afrika'ya, Anadolu ve Mezopotamya'dan Arap Yarımadası'na ve Afganistan'a kadar, Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç müzeden oluşmaktadır.

Arkeoloji Müzesi, ana bina ve ek bina olmak üzere iki ayrı binadan oluşmaktadır. Ana binanın yapımına 1881'de Osman Hamdi Bey tarafından başlanmış, 1902 ve 1908'de yapılan ilavelerle bugünkü durumuna getirilmiştir.

Neoklasik bir yapı olan binanın dış cephesi, mimarı Alexadre Vallaury tarafından, İskender Lahti ve Ağlayan Kadınlar Lahitleri'nden esinlenerek yapılmıştır.

Binanın alt katında İskender, Ağlayan Kadınlar, Satrap, Lykia ve Tabnit Lahti gibi Sayda kral mezarlarında bulunan lahitler ile antik kentlerden getirilen heykel ve kabartmalar sergilenmektedir.

Arkaik Dönem'den Bizans Dönemi'ne kadar olan heykel sanatının gelişimi, sergilenen eserlerle kronolojik sıralama içerisinde görülebilir.

Ana binanın üst katında ise küçük taş eserler, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler, hazine bölümü, 80 bin sikke, mühür, nişan ve madalya bulunmaktadır.

Altı katlı olan ek binanın dört katı sergi salonu olarak düzenlenmiştir. Binanın giriş katında Çocuk Müzesi ile mimari eserler sergisi, birinci katında 'Çağlarboyu İstanbul', ikinci katında 'Çağlarboyu Anadolu ve Troia' ve en üst katında Anadolu'nun 'Çevre Kültürleri: Kıbrıs, Suriye - Filistin' sergi salonları bulunaktadır.

Eski Şark Eserleri Müzesi, 1883'de Osman Hamdi Bey tarafından Güzel Sanatlar Okulu olarak yaptırılmış, 1917-1919 ve 1932-1935 yıllarında müze olarak düzenlenmiştir.

Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserlerinin, Kadeş Anlaşması'nın, Zincirli Heykeli'nin sergilendiği müzede, 75 bin çivi yazılı belgenin bulunduğu Tablet Arşivi bulunmaktadır.

Çinili Köşk Müzesi, 1472'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 1875-1891 arasında İmparatorluk Müzesi olarak kullanılmış, 1953'de Türk ve İslam eserleri sergilenmeye başlanmış, 1981'de İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne dahil olmuştur.

Ön cephesi tek, arka cephesi ise iki katlı olan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemi çini ve seramikleri sergilenmekte, depolarında 2 bin eser bulunmaktadır.

Günün diğer önemli olayları

1895: Fransa'nın askeri sırlarını Almanya'ya vermekten mahkum edilen Yahudi kökenli Fransız subay Alfred Dreyfus'un rütbeleri söküldü. Dreyfus Olayı olarak bilinen adli skandal başladı.
1921: Çerkez Ethem ve kardeşleri, işgal kuvvetlerine sığındı.
1922: Adana düşman işgalinden kurtuldu.
1929: Anadolu-Bağdat ve Mersin-Tarsus demiryolları ile Haydarpaşa Garı devletleştirildi.
1953: Türk karikatürünün ustalarından Ramiz Gökçe 53 yaşında öldü.
1968: Çekoslovakya Komünist Partisi liderliğine Alexander Dubçek getirildi. Dubçek, reformcu kişiliğiyle tanınıyordu.
1981: Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü kutlamaları, '1981 Atatürk Yılı' adıyla başladı.
1983: Türkiye Yazarlar Sendikası'nın 17 yöneticisi ve bir üyesi hakkında açılan davaya, Bir Numaralı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başlandı. 1985'te sona eren ve tüm sanıkları eden davada Aziz Nesin, Bekir Yıldız ve Asım Bezirci gibi yazarlar yargılandı.
1987: 1986 mayıs ve haziran çay sürgünlerinde radyasyon bulundu, 56 bin ton çay imha edildi.
1997: Sabancı suikastı sanıklarından Mustafa Duyar, Şam'da Türk Büyükelçiliği'ne teslim oldu.
1997: Rusya, barış anlaşması uyarınca Çeçenistan'daki son askerlerini de geri çekti.
1999: Adalet Bakanlığı, bir genelgeyle kontrolünü yasakladı.
2004: AKP Grup Yönetimi, TBMM kulisinde bulunan Mareşal üniformalı Atatürk resminin kaldırılarak yerine sivil bir Atatürk fotoğrafı asılması önerisinde bulunan Adıyaman Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu'nun, Grup Disiplin Kurulu'na sevkine karar verdi.
2004: TL'den altı sıfır atacak yasa tasarısı TBMM'ye sunuldu.


6 Ocak

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Komer'in makam aracı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde 1969'da yakıldı.

Ertesi gün gazeteler olayı şöyle duyurdu: "ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Komer'in makam otomobili dün ODTÜ Rektörlüğü önünde bir kısım öğrenci tarafından yakılmıştır."

ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş basın toplantısında olayı şöyle aktarıyordu: "Her yönü ile yerilecek bir kaba kuvvet gösterisi oldu. Rektöre bir nezaket ziyaretinde bulunan, dost bir elçinin arabası herkesin gözleri önünde gösteriler arasında yakıldı."

ABD Büyükelçisi Komer'in basın açıklamasında ise şu ifadeler yer alıyordu: "Müttefik bir ülkenin temsilcisinin, büyük bir Türk üniversitesi rektörü tarafından öğle yemeğine davet edildiği sırada, otomobilinin müfrit bir grup tarafından ateşe verilmesi üzücü bir husustur."

ODTÜ Direniş Komitesi'nin bülteninde bir başka söylem yer alıyordu: "6 ocak 1969. Öğle üzeri kalabalık büyüdü. Geri bırakılmışlığın ve bağımlılığın öfkesi gibi büyüdü. Sonra yüreklerdeki bağımsızlık ateşi gibi arabayı sarıverdi."

Komer, Türkiye'ye kasım 1968'de gelmiş ve Esenboğa'da protestolarla karşılanmıştı. Çünkü, 'Vietnam'da çalışmış, Vietkong çetelerinin pasifize edilmesi alanında ortaya attığı fikirlerle dikkat çekmiş üst düzey bir yönetici'ydi.

Bir başka deyişle, 'Vietnam'da Milli Kurtuluş Hareketi'ne karşı yürütülen smüzikme hareketinin kıdemli yöneticisi, Vietnam celladı'ydı.

Komer, rektöre üç kez ODTÜ'ye gelmek istediğini söylemişti. Ancak Kurdaş, "bu fırtına estiği sürece Komer'e fazla yakınlaşamazdım. Ama üniversiteme 7 milyon 700 bin dolar yardım yapacak bir ülkenin elçisine karşı uzak da duramazdım" diyordu. Sonunda elçiyi yemeğe davet etmiş ve davet son ana kadar gizli tutulmuştu.

Öğrenciler ise bu davetin planlı olduğunu düşünüyordu: "Öğrencilerin en kalabalık olduğu saatte ve büyük bir gösteriş içinde geldi. Vietnam celladı Komer'in devrimci üniversitelilerin ocağı ODTÜ'ye gelişinin ne gibi olaylara yol açacağını tahmin etmek zor değildir."

Gerisini Kurdaş şöyle yazıyor: "Misafirlerimizi yemeğe davet ettim, masaya oturduk. Çok geçmeden öğrencilerin toplandığı ve giderek kalabalıklaştığı haberleri geldi. Arabanın etrafındalar. Arabayı devirmeye çalışıyorlar. Camını kırdılar. Devirdiler. Arabayı şişliyorlar. Arabayı yaktılar. Saat 13.15 dolaylarında…"

O sırada telefon çalıyor. Arayan İçişleri Bakanı Faruk Sükan. Rektörün ifadesi ile, 'telefonda bir bacağı kopmuş kedi gibi bağırıyor'. Aralarında şu konuşmalar geçiyor:
Sükan: "Sefiri kandırıp oraya yemeğe davet ettin, tuzağa düşürdün, arabayı yaktırdın. Bütün gücümle üniversiteye giriyorum. Karşıdaki benzin istasyonunda 250 polisim bekliyor."
Kurdaş: "Polisin üniversiteye bir adım bile atmasına izin vermiyorum. Girersen karşında beni bulursun."
Sükan: "Elçinin orada hayatı tehlikede."
Kurdaş: "Elçinin hayatı benim teminatım altında. Beni öldürmeden kimse ona dokunamaz."

Hiçbir şey olmamış gibi yemek yeniyor. Mönü etsuyu çorba, biftek, lahana dolması, salata, meyve ve Türk kahvesinden oluşuyor. Sonra rektör, elçiyi kendi arabasıyla sefarete bırakıyor: "Yola çıkmadan önce arabayla üniversite etrafında bir tur attırdım. Zorbalığa pabuç bırakmadığımı dosta düşmana karşı anlatmak istiyordum."

Öğrencilerin bir bölümü zorbalığa pabuç bırakmayacaklarını söylüyordu: "Hiçbir güç tarihin akışını durduramıyacaktır. Arkadaşlarımıza yapılacak en ufak bir haksızlık, en keskin şekilde karşılığını alacaktır. Hodri meydan."

Öğrenci Birliği yönetiminde bulunan sosyal demokrat görüşlü öğrenciler ise, 'fikir olarak sosyalistlere katıldıklarını ancak arabanın yakılmasını tasvip etmediklerini' söylüyordu. Yayınladıkları bildiride şöyle diyorlardı: "Bu anarşi ortamına katılmadan ve fanatik duygularımızın esiri olmadan antiemperyalist savaşı sürdürmek istiyoruz."

Öğrenci Birliği'ne göre, 'sorumluluk tüm olarak birkaç anarşist öğrencinin ve bunları dikkate almadan Komer'i okula çağıran yöneticilermüzik'.

Kurdaş, aynı günün akşamı İçişleri Bakanı'na telefonda şunları söylüyordu: "Şu kanıya vardım ki, arabayı siz yaktırdınız. Maksadınız polisi üniversiteye sokup, bir çatışma çıkartmak, kan akıtmak, olayı büyütmekti. Tertipçisi sizsiniz."

Daha sonraki günlerde üniversite kapatıldı. Öğrencilerin başvurusu ile Danıştay üniversitenin açılmasına karar verdi. Öğrenci Birliği tutuklanan öğrencilere, kayıt harcı ödenmesi dahil katkısını sürdürdü.

Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak, 'büyükelçilere ait makam otomobillerinin (henüz 1900 km'de 1968 model Cadillac) tahribi halinde bunların mahalli hükümetlerce tazmin edilmelerinin normal olduğunu' söyledi.

Savcılık, yedi öğrenci hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. 3 binden fazla ODTÜ öğrencisi imzaladıkları dilekçe ile savcılığa başvurarak, arabayı yakanların sadece dokuz kişi olmadığını kendilerinin de yakma eylemine katıldıklarını bildirdi.

Günün diğer önemli olayları

1838: Samuel Morse, kendi geliştirdiği Morse Alfabesi'ni açıkladı.
1921: Yunan birliklerinin Eskişehir ve Afyon doğrultusundaki taarruzuyla Birinci İnönü Savaşı başladı.
1938: Nazi baskısından kaçan Sigmund Freud, Londra'ya gitti.
1955: Oniki ada karasuları sınırının saptanması için, Yunanistan ile görüşmelere başlandı.
1959: Dilbilimci Baha Toven 78 yaşında öldü.
1960: Mersin Rafinerisi'nin temeli atıldı.
1963: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Siirt'te zengin bir petrol damarı buldu.
1971: İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde işten atılan 15 model, reklam olarak protesto gösterisi yaptı.
1984: Türk Parasını Koruma Kanunu'nda yapılan değişiklikle döviz taşımak suç olmaktan çıkarıldı.
1991: İlk Türk operası 'Özsoy'un bestecisi Ahmet Adnan Saygun 84 yaşında öldü.
1993: Balet Rudolf Nureyev öldü.
1998: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na Ahmet Necdet Sezer seçildi.

7 Ocak

İlk başarılı yüksek hızlı elektronik bilgisayar 'Eniac', 1946'da ABD'de kullanıma girdi. 'Eniac', elektronik-dijital bilgisayara giden yolda atılmış büyük adımlardan biri olarak 1955'e kadar kullanıldı.

1937'de Harvard Üniversitesi'nden Howard-Aiken ilk otomatik hesap makinesini (MARK-I), 1943'de Pennsylvania Üniversitesi'nden J.P. Erkert ise ilk işlevsel bilgisayar olan 30 ton ağırlığındaki 'Eniac'ı (Electronic Numerical Integrator and Calculator) yaptı.

30 ton ağırlığındaki Eniac, 135 metrekarelik bir alanı kaplıyordu ve hesaplama vurumları bin 500 elektromekanik röleden geçip 18 binden çok radyo lambasından akıyordu. Eniac'ı çalıştırmak için 150 bin vat enerji gerekliyordu.

1951-1959 arasında üretilen bilgisayarlarda vakum tüpleri kullanıldı. Bu tüpler bir ampul büyüklüğündeydi, çok fazla enerji harcıyordu ve çok fazla işi yayıyordu.

Veri ve programlar magnetik teyp ve tambur gibi bilgi saklama araçlarıyla saklandı. Veriler ve programlar bilgisayara delgi kartları ile yükleniyordu.

1959-1964 arasında üretilen bilgisayarlarda transistörler (10 bin adet) kullanılıyordu. COBOL, FORTRAN, ALGOL yüksek düzeyli diller ve işletim sistemleri geliştirildi.

1964-1970 arasında üretilen bilgisayarlarda entegre devreler kullanıldı, onbinlerce devre küçük bir silikon çipe yerleştirildi. Düşük maliyet, yüksek güvenirlilik, küçük boyutlar, düşük enerji sarfiyatı ve hızlı olmasi bu çiplerin mikrobilgisayar yapımında kullanılmasını sağladı.

1970'li yıllardan sonra, büyük çaplı tümleşik devreler kullanılmaya başlandı. Bilgisayar donanımında bu teknolojinin kullanılması bilgisayarın hesaplama hızlarını ve güvenirliliğini artırmış ve hacimleri çok küçültmüştü.

Mikroişlemci denilen tek bir tümleşik devre yongalarının bilgisayarlara uygulanması ile tek kullanıcılı ucuz bilgisayarların üretimine geçildi.

İIlk popüler grafik işletim sistemi 1984'de, Apple Macintosh'u piyasaya sürdüğünde ortaya çıktı. Microsoft, Macintosh için sözlük işlemci ve elektronik tablo programı yazdı.

İlk IBM kişisel bilgisayar 1981'in ağustos ayında pazara çıktı. IBM, 1983 baharında, şirketin, içinde sabit disk bulunan ilk kisisel bilgisayarı olan PC/XT'sini piyasaya sürdü. Disk, yerleşik bir depolama aygıtı olarak çalışıyordu ve 10 megabayt kapasiteye sahipti.

1984'te IBM, Intel'in 80,286 micro işlemcisine dayalı, PC/AT adlı yüksek performanslı ikinci kuşak bilgisayarını tanıttı. IBM PC'den üç kat hızlıydı. 1990 mayısında ise Windows 3.0 piyasaya sürüldü.

Günün diğer önemli olayları

1714: İngiliz Mühendis Henry Mill daktilo makinesinin patentini aldı.
1922: Osmaniye düşman işgalinden kurtuldu.
1944: Çorap imalatı hakkı Sümerbank'a verildi.
1946: CHP'den ayrılan Celal Bayar ile Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, Demokrat Parti'nin kuruluş başvurusunu yaptı.
1950: Karabük Demir ve Çelik İşletmesi'nde 'Zeynep' adı verilen yüksek fırın hizmete açıldı.
1979: Hindistan'da yapılan seçimleri, İndra Gandhi'nin Kongre Partisi kazandı.
1984: Fotoğraf ve sinema sanatçısı Baha Gelenbevi 77 yaşında hayata veda etti.
1989: Japon İmparatoru Hirohito öldü.
1999: ABD Başkanı Bill Clinton'ın azli istemiyle açılan dava başladı.


8 Ocak

Astronomi bilgini Galileo Galilei, 1642 yılında hapisanede hayatını kaybetti.

Modern fiziğin ve teleskopik astronominin kurucularından olan İtalyan bilim adamı Galileo Galilei, 1564'te İtalya'nın Pisa şehrinde, döneminin tanınmış müzisyenlerinden Vincenzo Galilei'nin oğlu olarak dünyaya geldi.

1581'de Pisa Üniversitesi'nde tıp eğitimine başladı, ancak parasızlıktan okulu terk etti. Arşimed’in yapıtlarını inceledi ve hidrostatik teraziyi yaptı. 1589'da Pisa Üniversitesi'ne matematik profesörü olarak geri döndü.

Yüzyıllardır kanbule dilen Aristo kanunlarını yaptığı deneylerle geçersiz kıldı. Serbest düşme ve eğik düzlem üzerinde bugünün fizik kurallarını deneylerle ortaya serdi. Deneylerinin sonuçlarını matematiksel formüllerle gösterdi.

Bulduğu Atalet Yasası'na göre, cisimleri hareket ettiren bir kuvvet olmadığında, eğer sürtünme gibi zıt bir kuvvet de yoksa cisimlerin düurmayıp hareketlerine devam edeceklerini söyledi.

En önemli çalışma alanlarından biri astronomiydi. 40 yaşında, Kopernik'in ifade ettiği, kilisenin ve o döneme dek olan bilim dünyasının kabul ettiği dünyamerkezli sistem yerine yeni güneşmerkezli sistem kuramına destek verdi.

48 yaşında bağnaz kilise yetkilileri Galileo'ya karşı savaş başlattı. Bu kuramı desteklemem*si çağrısı yapıldı. Teleskobun icat edilmesi sonrasında, kısa bir kuramsal açıklamasına sahip olduğu aleti kendi de yapıp geliştirerek çalışmalarına devam etti.

Bu dönem sonrası yaptığı gözlemlerle güneşmerkezli dünya modelini bilimsel olarak kanıtladı. Kilisenin bilimi yanlış yönlendirmesine karşı gözlediklerini (Jüpiter'in uyduları, Satürn'ün halkaları, Venüs'ün evreleri, Ay'daki kraterler, Güneş lekeleri) teker teker açıkladı.

Toscana Dükası'nın başmatematikçisi ve felsefesecisi oldu. 68 yaşında yazdığı kitabı Kopernik Kuramı'nı destekliyordu. Kitabı yasaklandı ve engizisyon mahkemesine yollandı. Cezası, göz hapsinde tutulmak ve güneşmerkezli kuramı inkar etmekti.

Bu düşüncesinden döndüğünü açıklayan bir yazıyı okuduktan sonra kısık bir sesle, "siz ne derseniz deyin, size ve her şeye rağmen dünya dönüyor" dediği kulaktan kulağa söylenegeldi.

1640'da gözleri kör olana dek hareket fiziği üzerinde çalışıp bilimsel eser yazmaya devam etti. Torricelli gibi büyük bilim adamlarını geleceğe hazırladı. 1642'de hapisteyken hayatını kaybetti.

Galileo, gözlem ve deney yaparak gerçeklere tarafsız bir şekilde yaklaşmak, baskılardan etkilenmem*k, söyleneni olduğu gibi kabul etmeyerek kişinin de bunu test etmesi şeklindeki bilimsel düşünceye temel oluşturmuştur.

Yaşadıklarına karşı yine de bilim anlayışını ve dini yaklaşımını birbirinden ayırmış, bunların birbirinden etkilenmem*sini sağlamış, her ikisinden birinin diğerine küsmesine engel olmuştur.

Günün diğer önemli olayları

1329: İtalyan gezgin Marco Polo Venedik'te yaşama veda etti.
1916: Müttefik kuvvetleri, Osmanlı ordusunun Çanakkale direnişini kıramadı. İngiliz Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Winston Churchill, görevinden istifa etti.
1933: Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı kabul edildi.
1935: Rock şarkıcısı Elvis Presley doğdu.
1986: Sekiz sanatçıya Yükseköğrenim Kurulu tarafından profesörlük unvanı verildi. Bu sanatçılar arasında Yıldız Kenter, Hikmet Şimşek ve Nevit Kodallı da vardı.
1997: Vehbi Koç'un çalınan naaşı, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda boş bir mezarda bulundu ve çalanlar yakalandı. Koç'un naaşı, 10 ocakta ikinci kez toprağa verildi.
1998: Karşıyaka Müftüsü Nadir Kuru'nun, İzmir'de Dr. Tibet Kızılcan'ın cenaze namazını kıldırırken, "isteyen hanımlar namaza gelebilir" sözleri üzerine, kadınlar da erkeklerle saf tutarak cenaze namazı kıldı.
2003: İstanbul-Diyarbakır seferini yapan THY'nin RC-100 tipi uçağı Diyarbakır'a inişi sırasında düştü: 74 kişi öldü, üç kişi yaralı kurtuldu.
2004: Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yönetmeliği'nin gizliliğini kaldıran yasanın ardından hazırlanan yeni yönetmelik de yürürlüğe girdi. MGK Genel Sekreterliği yönetmelikte, başbakana bağlı bir kuruluş olarak tanımlandı.

9 Ocak

Yazar Halide Edip Adıvar, 1964 yılında İstanbul'da hayatını kaybetti.

Romanları, siyasi etkinlikleri, akademik çalışmalarıyla yakın tarihin önemli kişilerinden biri olan Halide Edip Adıvar, 9 ocak 1964'te İstanbul'da hayatını kaybetti ve Merkezefendi Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Reji nazırlarından Mehmet Edip Bey'in kızı olan Halide Edip 1882'de İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okudu. Rıza Tevfik'ten felsefe ve edebiyat, Şükrü Efendi'den Arapça, Salih Zeki'den matematik dersleri aldı. 1901'de Salih Zeki'yle evlendi.

1908'de 'Tanin'de, 1911-1912'de 'Şehbal' dergisinde çıkan ilk yazılarında Halide Salih imzasını kullandı. 31 mart olayı sırasında siyasi yazıları nedeniyle kara listeye alındığını öğrenince iki oğluyla birlikte Mısır'a kaçtı. Dönüşünde eşinden ayrıldı (1910).

Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Türkçülerle dostluk kurdu, Türk Ocağı'nda çalıştı. İstanbul Kız Öğretmen Okulu ile Kız Lisesi'nde öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Beyrut ve Şam'da Türk kız mektepleri müfettişi olarak bulundu (1917).

1918-1919'da Darülfünun'da Batı edebiyatı okuttu. 1919'da Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Yunanların İzmir'e girişini protesto için düzenlenen mitingde yaptığı konuşma büyük yankı uyandırdı.

İstanbul işgal edilince, 1917'de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar'la birlikte Anadolu'ya geçti. Mustafa Kemal Paşa'nın karargahında görev aldı. Başçavuşluğa kadar yükseldi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Halk Fırkası'yla anlaşmazlığa düştü.

Kurucuları arasında eşi Adnan Adıvar'ın da yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Takrir-İ Sükun Kanunu'na dayanılarak kapatılması üzerine Türkiye'den ayrıldı. 15 yıl İngiltere ve Fransa'da yaşadı.

1931-1932'de, ikinci kez gittiği ABD'de Columbia Ünİversitesi'nde konuk profesör olarak Çağdaş Türk Düşünce ve Edebiyatı dersleri verdi. Daha sonra Gandi'nin çağrısı üzerine Delhi İslam Üniversitesi'ne gitti. Çeşitli üniversitelerde konferanslar verdi.

1939'da yurda döndü, 1940'ta İstanbul Ünİversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'nün başkanlığına getirildi. 1950'de Demokrat Parti listesinden İzmir Milletvekili seçildi. 1954'te yeniden üniversitedeki görevine döndü.

Hikaye, roman, oyun, anı, inceleme türlerinde ürün verdi. 'Seviye Talib' (1910), 'Refik'in Annesi' (1910), 'Handan' (1912) gibi duygusal yönü ağır basan ilk romanlarında, aşk ve evlilik ilişkileri çerçevesinde, iyi eğitim görmüş kadınların psikolojik sorunlarına eğildi.

Gününe göre cesur bir yaklaşım sergilediği söylendi. Sonraki romanlarında, bireyselden toplumsala yöneldi. Türkçülük ideolojisini işlediği ütopik romanı 'Yeni Turan' (1912) bir geçiş dönemi ürünü sayıldı.

Gözlemlerinden yola çıkarak yazdığı 'Ateşten Gömlek' (1923) ve 'Vurun Kahpeye'de (1926) Kurtuluş Savaşı'nı destanlaştırdı. İlk baskısı 'The Clown and His Daughter' adıyla Londra'da yapılan 'Sinekli Bakkal' (1936) en başarılı romanı kabul edildi.

1942'de CHP Roman Ödülü'nü alan 'Sinekli Bakkal' ve ondan sonraki 'Yolpalas Cinayeti' (1938), 'Tatarcık' (1939), 'Sonsuz Panayır' (1946), 'Döner Ayna' (1954), 'Akile Hanım Sokağı' (1958) gibi töre romanlarında, belli tarihsel dönemlerin özelliklerini öne çıkararak, gelenek ve göreneklerin yön verdiği yaşama biçimlerini konu edindi.

Anılarını 'Türk'ün Ateşle İmtıhanı' (1962) ve 'Mor Salkımlı Ev' (1963) adıyla kitaplaştırdı. Eserleri çeşitli dillere çevrildi. Yurtdışında, edebi kitaplarından çok, incelemeleriyle tanındı.

Üç ciltlik 'İngiliz Edebiyatı Tarihi' ile 'Üniversite Kafası ve Tenkid', 'Edebiyatta Tercümenin Rolü', 'Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri' gibi yapıtları öğretim üyeliği sırasında yayımlandı.

Günün diğer önemli olayları

1792: Osmanlı-Rusya arasında, Yaş Antlaşması imzalandı.
1978: Bir günde 14 yer bombalandı. İstanbul'da beş, Ankara'da yedi, Trabzon ve Afşin'de de birer yere atılan bombalar hasara yol açtı.
1979: Ankara'da iki tren çarpıştı. Çoğu işçi ve öğrenci olan 32 kişi öldü.
1996: Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Toyota-Sa Genel Müdürü Haluk Görgün ve Başkanlık sekreteri Nilgün Hasefe uğradıkları silahlı saldırıda öldürüldü.
2002: Türkiye, Afganistan'a asker gönderme kararı aldı.

10 Ocak
Türk edebiyatının usta kalemlerinden, şair ve yazar Necati Cumalı 2001'de hayatını kaybetti.

13 ocak 1921'de bugün Yunanistan'ın Florina kentinde doğdu. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'ye göç ederek İzmir'in Urla kazasına yerleşen bir çiftçi ailesinin çocuğuydu.

Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi'nde (1938), yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Huku Fakültesinde (1941) tamamladı. Ankara'da Toprak Mahsülleri Ofisi'nde, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde çalıştı.

Askerliğini tamamladıktan sonra Urla ve İzmir'de avukatlık ve memurluk yaptı (1945-1957). Daha sonra Türkiye'nin Paris Basın Ataşeliği'nde (1957-1959) çalıştı. İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yaptı. Daha sonra kendini edebiyata adadı.

'Değişik Gözle' adlı kitabıyla Saik Faik Hikaye Armağanı'nı (1957), 'Yağmurlu Deniz' adlı kitabıyla Türk Dili Kurumu Şiir Ödülü'nü (1969), 'Bütün Şiirleri I' ile Yeditepe Şiir Ödülü'nü (1984) kazandı.

Edebiyat hayatına, İkinci Dünya Savaşı yıllarında şiirle girdi. İlk şiirini 'Urla Halkevi' dergisinde yayımladı (1939). Daha sonra yeni edebiyat anlayışını savunan dönemin tüm yenilikçi dergilerinde yazmayı sürdürdü.

Şiirlerini 'Varlık', 'Servet-i Fünun', 'Uyanış', 'Yeni İnsanlık' gibi dergilerde yayımladı. 1943'de ilk kitabını çıkardı: 'Kızılçullu Yolu'. Aynı yıl askere gitti. Askerliğin ve yakalandığı zehirli sıtma hastalığının etkisiyle 1945'de ikinci kitabını yazdı: 'Harbe Gidenin Şarkıları'.

Ankara'ya döndükten sonra 'Ulus', 'Varlık', 'Ülkü' ve 'Ankara' dergilerinde sürekli olarak şiirleri yayımlandı. Bu arada lise sıralarındayken Sabahattin Ali'nin etkisiyle başladığı öykü yazarlığını da sürdürdü. 'Ulus'ta her hafta bir öyküsü yayımlanmaya başladı.

Garip akımının (Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat) ve diğer 1940 kuşağı şairlerinin ortak konu ve yazışlarından sıyrılarak, yalın bir duyarlığın şairi oldu. Şiirlerinde net bir görünümle, kişisel duygular, gündelik hayat, toplum ve dünya durumunu yansıttı.

Türk şiirine kalın, aydınlık bir Necati Cumalı çizgisi çizdi. 1955’ten sonra şiiri, hikayeyi, oyunu, romanı ve denemeyi birlikte yürüttü. Yazdığı bütün türlerde uzatmalardan kaçınan, şiirli bir yoğunluk yarattı.
Eserleri
Şiir: 'Kızılçullu Yolu' (1943), 'Harbe Gidenin Şarkıları' (1945), 'Mayıs Ayı Notları' (1947), 'Güzel Aydınlık' (1951), 'Denizin İlk Yükselişi' (1954 - ilk üç kitabı ve yeni şiirleri), 'İmbatla Gelen' (1955), 'Güneş Çizgisi' (1957), 'Yağmurlu Deniz' (1968 - son iki kitabı ile yeni şiirler), 'Başaklar Gebe' (1970), 'Ceylan Ağıdı' (1974), 'Aç Güneş' (1980), 'Bozkırda Bir Atlı' (1981), 'Yarasın Beyler' (1982).

Öykü: 'Yalnız Kadın' (1955), 'Değişik Gözle' (1956), 'Susuz Yaz' (1962), 'Ay Büyürken Uyuyamam' (1969), 'Makedonya 1900' (1976), 'Kente İnen Kaplanlar' (1976).

Roman: 'Tütün Zamanı' (1959 - 'Zeliş' adıyla 1971), 'Yağmurlar ve Topraklar' (1973), 'Acı Tütün' (1974), 'Aşk da Gezer' (1975).

Oyun: 'Mine' (1959), Oyunlar I (1959 - 'Boş Beşik', 'Ezik Otlar', 'Vur Emri'), Oyunlar II (1969 - 'Susuz Yaz', 'Tehlikeli Güvercin', 'Yeni Çıkan Şarkılar'), Oyunlar III (1969 - 'Nalınlar', 'Masallar', 'Kaynana Ciğeri'), Oyunlar IV (1969 - 'Derya Gülü', 'Aşk Duvarı', 'Zorla İspanyol'), Oyunlar V (1973 - 'Gömü', 'Bakanı Bekliyoruz', 'Kristof Kolomb'un Yumurtası'), Oyunlar VI (1981 - 'Mine', 'Yürüyen Geceyi Dinle', 'İş Karar Vermekte', 'Yaralı Geyik').

Deneme: 'Niçin Aşk' (1971), 'Senin İçin Ey Demokrasi' (1976), 'Etiler Mektupları' (1982).

Günce: 'Yeşil Bir At Sırtında' (1987).
Necati Cumalı'nın şiirlerinden örnekler

10 Ocak, 2006 02:01:00 (TSİ)


Türk edebiyatının usta kalemlerinden, şair ve yazar Necati Cumalı 2001'de hayatını kaybetti.

reklam

Bereketli g*ğüslerin
Dudakların aşkla ıslak
Cennetten kovulan ırmak
Yatağımda çırılreklam
Her gece gürül gürül ak
Yıkık yönlerimi götür
Umutsuzluğumu yıka
Yarına beni değiştir

Geldiğin yerlerim yeşil
Gittiğin yerlerim kurak

Yağmurlu Deniz

Bırakın beni
Dışarda yağan yağmurlar alsın
Yanısıra yağan yağmurların
Kaldırımların dibinden dibinden
Mutludur denize doğru giden

O her gün oyuklarından yere iner
Yaprak yaprak merdiven bir ağacın
Biraz dudak boyar biraz taranır
Önünde içi yağmur dolu bir aynanın
Çıkar adımlarını yağmurlara bırakır

Açıklarda denizin üstünde yüzen
Yağmurlarlayım ben
Aşk yorgunu dinlenen

Serçe Kuşu

Bu sabah bahçede karşıma
Küçük bir serçe kuşu geldi;
Havuzun taşına kondu,
Bir içti, bir doğruldu,
Nasıl da korkuyordu.

Sen hiç korkma serçe kuşu,
Suyunu rahat rahat iç,
Sıhhat afiyetle uç,
İnsanoğlu çeşit çeşit
Beş parmağın beşi bir mi?

Sonuna Geliyoruz

Sonuna geliyoruz dostum
Eksiliyor soframızda
Bir bir iskemleler

Duyuyorum içimde
Yeşeriyor baş verip
Toprağa vereceğim tohum

Bu yaştan sonra her şey
Uzak yakın bana eşit geliyor
Toprağı daha bir seviyorum

Bir Gül Açıyorsa
-1960 Devrim şehitlerinin anısına-

Bir gül açıyorsa şimdi Türkiye'de
Aşkla ümitle açıyor
Adsız unutulmuş her bahçede
Bir gül tomurcuklanıyorsa
Sabaha karşı gecede
Açmak için tomurcuklanıyor
Aşkla ümitle
Sevinçle yaşamak için tomurcuklanıyor

Kanın aktığı yerde
Göz yaşının aktığı yerde
Karanlığı içinde kahrın
Güller açıyor işte
Güller ışık aydınlık içinde

Güller bütün güller bu sabah
Bir ağızdan türkü söyler gibi açıyor her bahçede
Geceler gündüze dönüyor işte
Karanlık ışığa dönüyor işte
Kahır sevince dönüyor işte
Akan kan dökülen yaş
Güle dönüyor işte

Hasetsiz korkusuz kinsiz
Binlerce güller açıyor işte
Dargın kardeşe dönüyor işte
Artık yaşamak bütün Türkiye'de
Bir ağızdan söylenen bir türküye dönüyor

Eve Dönen

Dolandım dolaştım boşandı yağmur
Saçım ıslak kunduram çamur
Eve döndüm yağmur getirdim
Ev yeşerdi ben yeşerdim.

Hürriyete Övgü

Boşuna değil dökülen kan
Hatıran daha aziz çıkacaktır
Bu felaket senelerinden
Asırlardır bu böyledir
Bütün kötülükler geçer
Yaşar iyi ve güzel olan

Sen çalışmanın ve düşünmenin hakkısın
Kanunların, nizamların üstünde
Talihisin insanlığın
Her sevgi hayatla biter
Yalnız senin aşkın kalır
Genç çocuğa babadan

Boşuna değil dökülen kan
Şehirlerde, köylerde çocuklar büyüyecektir
Daha zeki daha çalışkan
Bütün acılar unutulacak
Şarkılar daha yürekten söylenecektir

Yıkılan evler köprüler
Daha sağlam kurulacaktır tekrar
Yeniden fabrikalar yükselecek
Tarlalar genişleyecektir

Boşuna değil dökülen kan
Tarihin akışından anlıyorum
Kuvvet zamanla yıkılır
Yalnız senin uğrunda ölür insan
Yarası acımadan.

Güzel Aydınlık

Akdeniz göklerinden
Köpüklerden, limon çiçeklerinden
Gözlerimde kalan
Güzel aydınlık
-Nesrin'i bir defa öptüm

Beyaz badanalı odam
Annemin yüzüne, soframıza
Gençlik hülyalarıma düşen
Güzel aydınlık
-Ümitsiz kaldıkça seni düşündüm

Biz fakirdik ama iyi insanlardık
Bolluk yıllarında da
Felâket günlerinde de
Seni yanı başımda gördüm
Güzel aydınlık
Tatlı aydınlık


Günün diğer önemli olayları

1863: Dünyanın ilk metrosu olan Londra metrosunun 'Metropolitan' adı verilen ilk hattı açıldı.
1900: Dünya Şampiyonu Pehlivan Kara Ahmet, Şampiyonlar Şampiyonu unvanını aldı.
1921: Albay İsmet Bey komutasındaki Türk ordusu, Yunan ordusu ile İnönü'de karşı karşıya geldiler. Yunan ordusu yenildi. Zaferin ardından, Albay İsmet Bey, 1 mart 1921'de generalliğe terfi ettirildi. TBMM Hükümeti'nin uluslararası itibarı da hızla yükseldi.
1926: Alman sinema yönetmeni Fritz Lang'ın 'Metropolis' adlı filmi gösterime girdi.
1969: Singer'in Kartal Cevizli'deki Dikiş Makineleri Fabrikası, burada çalışmakta olan 450 işçi tarafından işgal edildi.
1972: 15 idam kararını bozan Askeri Yargıtay İkinci Dairesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararlarını onayladı.
1975: İstanbul'da hızı saatte 107 kilometreyi bulan fırtınada iki kişi öldü.
1978: Bülent Ecevit başkanlığında kurulan yeni hükümet, işçi ve memur maaşlarının arttırılmasını, asgari geçim müzikiminin yükseltilmesini ve asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını kararlaştırdı.
1982: Ressam Nurullah Berk, 76 yaşında hayatını kaybetti.
1984: Kürtaj yasal hale geldi.
1985: TRT 'anı, devrim, özgürlük' gibi kelimelerin kullanmasına yasak getirdi.
1995: The Marmara Oteli Pastanesi'nin 30 aralık 1994'te bombalanması sırasında ağır yaralanarak tedavi altına alınan Cumhuriyet gazetesi sinema eleştirmeni ve yazar Onat Kutlar hayatını kaybetti.
2002: İstanbul Milletvekili Rıdvan Budak hakkında DSP Merkez Disiplin Kurulu tarafından, partiden kesin ihraç kararı verildi.

11 Ocak

Kızıl Ordu, Almanların Stalingrad'da yaptığı kuşatmayı 1943 yılında kırdı.

İkinci Dünya Savaşı üzerine yazan hemen tüm tarih yazarlarının ortak görüşü, Stalingrad Savaşı'nın İkinci Dünya Savaşı'nın dönüm noktası olduğu yönündedir.

Nazi Almanya'sının Doğu'ya yayılma (Neuer Lebensraum im Osten - Doğu'da Yeni Yaşam Alanı) siyaseti temelinde, ağustos 1942 tarihi, Alman ordularının zirveye ulaştığı tarihtir.

Bu tarihte kıta Avrupa'sının neredeyse tümü işgal altındadır. Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Polonya, Danimarka, Norveç, Fransa, Çekoslovakya, Sırbistan, Yunanistan Alman çizmeleriyle çiğnenmektedir.

Alman ordu birlikleri, 22 haziran 1941'de Sovyetler Birliği'ne karşı, daha yeni imzaladıkları karşılıklı saldırmazlık anlaşmasını (Molotov-Ribbentrop Paktı) hiçe sayarak, Barbarosa Harekatı adını verdikleri operasyona başlar ve saldırıya geçer.

Almanların esas aldıkları üç şehir, Rusya'yı kuzeyden güneye ikiye ayıran bir hattı da çizen Leningrad, Moskova ve Stalingrad'dır. İlk başarısızlıklarını 1941 kışında Moskova önlerinde yaşarlar. Bununla birlikte Leningrad, Alman kuşatması altındadır.

Ağustos 1942'de savaş, bugün Volgograd adını almış onan ve eskiden Stalin'in adını taşıyan Stalingrad yakınlarına ulaşır. Şehrin stratejik öneminin yanı sıra, taşıdığı isimden kaynaklanan psikolojik değeri de bu şehri bir mahşer yerine çevirecektir.

Stalingrad Savaşı, Nazilerin dünyayı feth etme umutlarınının sonunu temsil ettiği gibi, direnen Avrupa ve dünya halklarına da moral kaynağı olmuş, yenilmez bilinen kudretli Alman ordularının yok edilebileceğini göstermiştir.

Stalingrad Savaşı'nın bilançosu üzerine farklı rakamlar bulunuyor. Bu yüzden savaş hakkında karşılaştırmalı rakamlar verilir. Sovyetler'in kayıpları hakkında rakamlar edinilememiştir. Sadece Nazi ordusunun toplam ise kaybı şöyledir:

1.5 milyon asker ve subay. Stalin'in verdiği rakamlara göre sadece aralık-ocak ayları içinde 700 bin ölü, 300 bin tutsak. Bunlara 330 bin kişilik tüm Altıncı Ordu dahildir. Stalin, sadece Stalingrad savaş meydanından 147 bin 200 Alman asker ve subayıyla 46 bin 700 Sovyet asker ve subayının cesetlerinin toplanıp gömüldüğünü söyler.
3 bin 200 tank ve zırhlı araç. Stalin'in verdiği rakamlara göre sadece 7 bin tank.
12 bin ağır silah ve makineli tüfek. Stalin'in verdiği rakamlara göre sadece 17 bin top.
3 bin uçak. Stalin'in verdiği rakamlara göre 4 bin.

Günün diğer önemli olayları

1556: Divan Şairi Fuzuli öldü.
1946: Arnavutluk'ta Kral Zogo tahtan müzikildi, halk cumhuriyeti ilan edildi.
1963: TBMM'de komünizmle mücadele amacıyla komisyon kuruldu.
1994: Caz Sanatçısı Erol Pekcan, 61 yaşında hayatını kaybetti.
1997: Başbakan Necmettin Erbakan, tarikat tartışmalarının yoğunlaştığı bir sırada, Başbakanlık konutunda 51 tarikat ve cemaat liderine iftar yemeği verdi.
1998: Basketbol antrenörü Aydan Siyavuş vefat etti.
1999: Beynindeki rahatsızlık nedeniyle tedavi gören aktör Öztürk Serengil, 68 yaşında aramızdan ayrıldı.
12 Ocak

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, 1944'te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Yerine Kazım Orbay getirildi.

Fevzi Çakmak, 1876'da İstanbul'da doğdu. 28 ocak 1896'da Harp Okulu'ndan Piyade Teğmen rütbesiyle mezun olarak kurmay sınıfına ayrıldı. 25 aralık 1898'de Harp Akademisi'ni bitirerek Genelkurmay Dördüncü Şube'ye atandı.

11 nisan 1899'da Üçüncü Ordu'nun Metroviçe'deki 18'inci Tümen Kurmayı'nda görevlendirildi. 6 şubat 1901'de Kıdemli Yüzbaşı, 18 nisan 1902'de Binbaşı, 19 temmuz 1906'da Yarbay ve 17 aralık 1907'de Albay oldu.

29 aralık 1908'de Taşlıca Mutasarrıflığı ve 35'inci Tugay Komutanlığı'na getirildi. 27 temmuz 1910'da Kosova Kolordu Kurmay Başkanlığı'na atandı.

15 ocak 1911'de Genelkurmay Beşinci Şube Müdürü oldu. 18 nisanda İşkodra Kolordusu Kurmay Başkanlığı'na atandı. 2 ekim 1911'de Batı Ordusu Kurmay Başkanı olarak görevlendirildi.

3 temmuz 1912'de Yakova Tümen Komutan Vekilliği'ne, 6 ağustosta Kosova Genel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'na, 29 eylülde Vardar Ordusu Komutanlığı Birinci Şube Müdürlüğü'ne tayin edilerek Balkan Savaşı'na katıldı.

2 ağustos 1913'te Ankara Redif Tümeni, 6 kasım 1913'te İkinci Tümen Komutanı oldu. 2 mart 1914'te Tümgeneral'liğe yükseltildi.

Birinci Dünya Savaşı'nda İkinci Kafkas Kolordusu Komutanı, Diyarbakır İkinci Ordu Komutanı, Filistin Cephesi'nde Yedinci Ordu Komutanı olarak görev yaptı. 28 temmuz 1918'de Korgeneral'liğe terfi ettirildi. 24 aralık 1918'de Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi.

14 mayıs 1919'da Birinci Ordu Müfettişliği'ne atandı. 3 şubat 1920'de Ali Rıza Paşa kabinesinde Harbiye Nazırlığı'na getirildi. İstanbul'un işgal edilmesi üzerine Anadolu'ya geçmek üzere 17 nisanda İstanbul'dan gizlice ayrıldı.

27 nisanda Ankara'ya geldi. TBMM Genel Kurulu'na Kozan Milletvekili olarak takdim edildi. 3 mayısta Milli Müdafaa Vekili oldu. 24 ocak 1921'de İcra Vekilliği Heyeti Reisliği'ne ve tekrar Milli Müdafaa Vekilliğine seçildi.

2 nisan 1921'de Orgeneral'liğe yükseltildi. 16 mayısta İcra Vekilliği Heyeti Reisliği ve Milli Müdafaa Vekilliği'nden istifa etti ise de 19 mayısta aynı görevlere yeniden seçildi.

5 ağustosta Genelkurmay Vekilliği'ne seçildi. Büyük Taarruz için 25 ağustosta Kocatepe'deki Çadırlı Ordugah'a gitti. 3 eylül 1922'de Mareşal'liğe yükseltildi. 27 ekim 1922'de Genelkurmay Vekilliği'ni koruyarak Batı Cephesi Komutanlığı'na atandı.

TBMM'nin ikinci döneminde (1923-1927) İstanbul'dan milletvekili seçildi. 14 ağustos 1923'te bir kez daha Genelkurmay Vekilliği'ne getirildi. 30 ekim 1924'te milletvekilliğinden çekildi.

23 yıl Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunduktan sonra 12 ocak 1944'te emekliye ayrıldı. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden İstanbul Milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. 1948'de Millet Partisi'ni kurdu. 10 nisan 1950'de hayata veda etti.

Günün diğer önemli olayları

1920: İstanbul'da son Osmanlı Meclisi Mebusanı açıldı.
1923: Paris'te Pasteur Enstitüsü'nde tetanosa karşı serum geliştirildi.
1951: Uluslararası Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yürürlüğe girdi.
1959: Sovyet uzay aracı Luna, güneş çevresindeki yörüngesine yerleşti. Luna yerçekiminden kurtulan ilk uzay aracı oldu.
1971: Anayasa Mahkemesi özel yüksek okulların Anayasa'ya aykırı olduğuna karar verdi.
1990: Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin (SHP) kurucu genel başkanı Aydın Güven Gürkan ile partiden ihraç edilen çoğunluğu Kürt kökenli 15 milletvekili bir deklarasyon yayınlayarak parti kurma girişimlerine başladı.

13 Ocak

Ulysses' ve 'Dublinliler'in İrlandalı yazarı James Joyce 1941'de hayatını kaybetti.

1882 yılında İrlanda'da doğan James Augustine Aloysius Joyce getirdiği anlatım yenilikleri ile 20'nci yüzyıl edebiyatını derinden etkiledi.
 
Cizvit okullarında eğitim gördü. Dublin'deki University College'de felsefe ve modern diller okudu. 1900'de, henüz üniversite öğrencisiyken Ibsen'in oyunu üzerine kaleme aldığı uzunca yazı 'Fortnightly Review' dergisinde yayımlandı.
 
O sıralar, daha sonra 'Chamber Music' (Oda Müziği) adlı kitapta toplanacak olan lirik şiirlerini yazmaya başladı. 1902'de Dublin'den ayrılıp Paris'e gitti, ama ertesi yıl ölüm döşeğindeki annesini ziyaret için yeniden İrlanda'ya döndü.
 
1904'ten sonra Nora Barnacle'la yaşamaya başladı. 1905'ten 1915'e kadar Trieste'de yaşadılar. Joyce, Trieste'de Berlitz Scholl'da İngilizce öğretmenliği yaptı.
 
'Dublinliler', 1914 yılında İngiltere'de yayımlandı. 1915'te tek oyunu olan 'Sürgünler'i yazdı. 'Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi' adlı otobiyografik romanı 1916 yılında yayımlandı. Aynı yıl Joyce ve ailesi Zürih'e taşındı.
 
Büyük bir yoksulluk içinde yaşadıkları Zürih'te en büyük eseri olan 'Ulysses' üzerine çalıştı ve bu kitap ABD'de çıkan 'Little Review' adlı bir dergide dizi halinde yayımlanmaya başladı.
 
Dizileştirme 1918'de başladı, ancak kitap hakkında dava açılması nedeniyle 1920'de diziye ara verildi. 'Ulysses' kitap olarak ilk kez 1922'de Paris'te basıldı. Pek çok yeni tekniğin kullanıldığı roman yayımlandığında büyük yankı uyandırdı.
 
Joyce ailesi iki büyük savaş arasında Paris'te kaldı. Bu dönemde son romanı olan 'Finnegan'ın Uyanışı' üzerinde çalıştı ve kitap 1939'da basıldı. 13 Ocak 1941'de hayata veda etti. 'Portre'nin ilk taslağı 'Stephen Hero' ölümünden üç yıl sonra basıldı.
 
Hayatı boyunca ve eserlerinde İrlanda'nın kalıplaşmış değerlerini eleştiren James Joyce, İrlanda'nın koyu katolik ve muhafazakar yönünü, özellikle de Katolik Kilisesi'ne karşı görüşleriyle dikkat çeker.
 
İrlandalı diğer ünlü yazarlar George Bernard Shaw, William Butler Yeats, Samuel Beckett, Seamus Heaney, Jonathan Swift ve Oscar Wilde da eserlerinde İrlanda'ya karşı benzer bir eleştirel bakış içindedirler.
 
Dublin'de geçen 24 saati anlatan roman 'Ulysses' isimli romanı, Homeros'un Odyssea'sı üzerine kuruludur ve o zamana kadar yazılan eserlerden farklıdır. İlk basımı bir çok dizgi yanlışı içeren 'Ulysses'in aslına uygun halde basılması 1984'de gerçekleşir.
 
Yazarın düşünce ve duygularını açık bir dille aktardığı eser, İrlanda'da pornografik bulunarak 1960'a kadar yasaklar arasında kalır. Fakat bugün 'Bloomday', Dublin'de Katolik festivali St. Patrick kutlamaları kadar önemli bir yere sahiptir ve Dublin Yazarlar Müzesi ile James Joyce Kültür Merkezi en çok ziyaret edilen yerler arasında gelir.
 
Eserleri
 
Dublinliler
Sürgünler
Giacomo Joyce
Sanatçının Mektupları
Oda Müziği (şiir)
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
Ulysses
Finnegan'ın Uyanışı
 
Günün diğer önemli olayları
 
1910: Mustafa Kemal, Selanik Üçüncü Tümen Kurmay Başkanlığı'na atandı.
1920: Sultanahmet Meydanı'nda 150 bin kişinin katılımıyla büyük bir miting yapıldı.
1925: Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Meclis'te Ali Çetinkaya tarafından bir kaza kurşunuyla vuruldu.
1942: İstanbul'da halka ekmek karnelerinin dağıtımına başlandı.
1952: Hasankale'de, 5.8 büyüklüğündeki depremde 133 kişi öldü.
1972: Ortaklık Anlaşması'nın topluluğa katılacak yeni ülkelerce de kabulünü sağlayacak Türkiye-AET müzakereleri başladı.
1973: Sanat tarihçisi, yazar, eleştirmen Sabahattin Eyuboğlu 65 yaşında öldü.
1973: Türkiye-İtalya milli maçı ilk kez Eurovision aracılığı ile televizyondan naklen verildi.
1984: Serbest piyasada dolar 347 liraya fırladı. Karaborsa ile resmi kur arasındaki fark 34 liraya yükseldi.
1990: Güneydoğu Anadolu Projesi'nin en önemli yatırımı olan Atatürk Barajı'nda ilk kez su tutulmaya başlandı.
1998: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Refah Partisi'nin Hazine'den aldığı yardıma ihtiyati haciz konulması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme, başvuruyu kabul etti.

14 Ocak

Türk sanat müziği sanatçısı Safiye Ayla, 1998'de tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti.

Cumhuriyet döneminin en tanınmış kadın yorumcularından olan Safiye Ayla, 1907'de İstanbul'da doğdu. Müziğe küçük yaşta piyano çalarak başladı, Bursa Kız Muallim Mektebi'ni bitirdi ve Beyoğlu'nda ilkokul öğretmenliğine atandı.

Eyyubi Mustafa Sunar'dan müzik dersleri alan Ayla, Darüttalim Musiki Heyeti'nin konserlerine katıldıktan bir süre sonra öğretmenlikten ayrıldı ve gazinolarda çalışmaya başladı.

Yesari Asım, Hafız Ahmet Irsoy, Selahattin Pınar, Saadettin Kaynak ve Udi Nevres Bey'den yararlandı. 1932'de İstanbul Vali Muavini Nuri Bey’in evinde verilen bir davette, Atatürk’ün huzurunda ilk kez şarkı söyledi ve en beğendiği seslerden biri oldu.

1950’de besteci Şeref Muhittin Targan ile evlendi. Başta, açılışından itibaren İstanbul Radyosu olmak üzere Türkiye radyolarında sayısız konser verdi, 500'den fazla plak doldurdu. Büyük beğeni toplayan sesiyle ünü yurt sınırlarının aştı.

Sesini geniş dinleyici kitlelerine duyurabilen kadın okuyucuların en ünlüsü olan Safiye Ayla'nın dönemin diğer kadın okuyucularınkinden ayrı, kendine özgü bir okuyuş tarzı vardı. Okuyuşuna yansıyan Batı müziği beğenisi bu tavrın belirgin bir özelliğidir.

Ölçüye uyarak, iyi bir diksiyonla, düzgün, aynı zamanda da coşkun, çekici bir tavırla okurdu. Sesindeki pürüzsüz akış en tiz perdelerde bile kaybolmazdı.

Zamanın gözde şarkılarıyla fantezilerini olduğu kadar, Rumeli türküleriyle klasik örnekleri de içine alan repertuvarlarıyla geniş bir dinleyici kesimince çok sevilmiş, beğenilmişti.

'Seninle doğan güldür bu gönül' ve 'Aşk yaprağına konarak koza öresim gelir' adlı iki de bestesi bulunan Safiye Ayla, 1942'de Rey kardeşlerin 'Alabanda' revüsünde Kraliçe Mimoza rolündeki başarısıyla yetenekli bir oyuncu olduğunu da kanıtladı.

Günün diğer önemli olayları

1923: Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım, İzmir'de öldü.
1923: Londra-New York arası ilk telefon görüşmesi yapıldı.
1953: Josip Broz Tito, Yugoslavya Devlet Başkanı oldu.
1963: Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, İngiltere'nin Ortak Pazar'a girmesini reddetti.
1990: Eski Milli kaleci ve işadamı Sabri Dino, Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak intihar etti.
1996: Besteci Onno Tunç, Bursa'dan İstanbul'a gelirken tek motorlu uçağının Armutlu Bozburun'da düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

15 Ocak

Şair Nazım Hikmet, 1902 yılında Selanik'te doğdu.

Çağdaş Türk şiirinin büyük ustası Nazım Hikmet (Ran), babası Hikmet Nazım tarafından Mehmet Nazım Paşa'nın, annesi Celile Hanım tarafından Leh asıllı Mustafa Celalettin Paşa'nın torunuydu.

Göztepe Taşmektep'teki ilk öğreniminden sonra Galatasaray ve Nişantaşı sultanilerinde okudu. Balkan Savaşı yenilgisinden duyulan üzüntüyü dile getirdiği 'Feryad-ı Vatan' ve 'Şehit Dayıma' gibi ilk şiirlerini çocuk denebilecek yaşlarda yazdı.

14 aralık 1914 tarihli 'Bir Bahriyelinin Ağzından' başlıklı şiirini aile dostlarından Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca, çok duygulanan paşanın isteğiyle Nişantaşı Sultanisi'nden ayrılıp Bahriye Mektebi'ne kaydoldu.
İstanbul'un işgali üzerine 'Kırk Haramilerin Esiri', 'Yaralı Hayalet', 'Çanakkale Masalı', 'Sarı Zeybek' gibi ulusalcı şiirler yazdı. 'Alemdar' gazetesinin açtığı yarışmada 'Bir Dakika' adlı şiiriyle birinci oldu.

1921 baharında Milli Mücadele'ye katılmak amacıyla Vala Nurettin (Va-Nu), Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel) ile İnebolu'ya geçti. Ankara'dan 'harcırah ve müsaade' beklerken tanıştığı komünist eğilimli Spartakistlerden Sovyet Devrimi'ni öğrendi.

Beklenen izin gelince Va-Nu'yla birlikte İnebolu'dan Ankara'ya yürüyerek gitti. Kendilerinden istenen ilk görev İstanbul gençliğini Milli Mücadele'ye çağıran bir şiir yazmalarıydı. Üç günde yazdıkları şiir çok beğenildi ve 10 bin adet bastırılıp dağıtıldı.

Bu arada Mustafa Kemal'e takdim edildiler. Cepheye gitmek için başvurdukları Matbuat Müdürü Muhittin Bey (Birgen) Milli Eğitim'de görev almalarını istedi, öğretmen olarak Bolu'ya atandılar. Gizli polis ve tutucu çevrelerin baskıları nedeniyle burada fazla kalamadılar.

Öğrenimlerini ilerletmek ve kendilerini koruyan Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Reis Vekili Hilmi Ziya Bey'in Sovyet Devrimi hakkında anlattıklarını yerinde görmek amacıyla Trabzon üzerinden Batum'a gittiler (30 eylül 1921).

1922 temmuzunda Moskova'ya geçtiler ve Doğu Ülkeleri Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldular. Rus şiirini yakından izleyen, Mayakovski'yle tanışan, konstrüktivist çevrelere giren Nazım'ın gönderdiği bazı şiirler 'Aydınlık' ve 'Yeni Hayat'ta yayımlandı.

Aynı dönemde KUTV'da okuyan Nüzhet Hanım'la evlendi. Üniversite bitince 1924 ekiminde sınırı gizlice geçerek Türkiye'ye döndü, 'Aydınlık' dergisinde çalışmaya başladı. Eşinden ayrıldı.

1925'te basımevi kurmak için gittiği İzmir'de 'Aydınlık' yazarlarının tutuklandığını, kendisi hakkında da 15 yıl gıyabi mahkumiyet kararı verildiğini öğrendi ve yine gizlice Moskova'ya gitti.

1928'de Bakü'de ilk şiir kitabı 'Güneşi İçenlerin Türküsü'nü yayımladı. Aynı yıl, af yasasından yararlanmak amacıyla Türkiye'ye gizlice girerken yakalandı. Rize mahkemesince üç gün hapis cezasına çarptırıldığı halde Ankara'ya gönderildi.

Ankara'daki yargılamada eski mahkumiyeti kaldırıldı, ama gıyabında verilen üç aylık mahkumiyeti çekmesine karar verildi. Bu süreyi zaten tutuklu olarak geçirdiği için serbest bırakıldı. Serel'lerin çıkardığı 'Resimli Ay'da düzeltmen olarak çalışmaya başladı.

1929'da '835 Satır'ı yayımladı. 'Resimli Ay'da 'Putları Yıkıyoruz' başlıklı ünlü kampanyayı başlatarak dönemin yazarlarını eleştirdi. Aynı yıl çıkan 'Jokond ile Si-Ya-U'yu, 1930'da 'Varan 3' ve '1+1=1', 1932'de 'Benerci Kendini Niçin Öldürdü?' ve 'Gece Gelen Telgraf' izledi.

İstanbul'da dağıtılan bildiriler yüzünden 1933'te tutuklanarak Bursa'ya gönderildi. Dört yıllık mahkumiyeti 1934 affı nedeniyle bir yıla düştü. 1.5 yıldır tutuklu olduğu için özgür kaldı. İstanbul'a dönerek Akşam'da Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığına başladı.

1935'te Piraye Altınoğlu ile evlendi. 1936'da 'Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'nı yayımladı. 1938'de ordu içinde komünizm propagandası yapmak ve askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp iki ayrı davadan 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi.

İatanbul, Çankırı, Bursa cezaevlerinde 12 yıl 7 ay yattı. Büyük yapıtı 'Memleketimden İnsan Manzaraları'nı hapisteyken yazdı. 1946'da TBMM'ye başvurarak 'adli hata'ya kurban gittiğini belirtti ve affını istedi, ama sonuç alamadı.

Şairin yok yere mahkum edildiğini söyleyen Ahmet Emin Yalman'ın 1949'da Vatan'da başlattığı af girişimi, 1950'de Nazım'ın açlık grevine başlamasıyla geniş çaplı bir kampanyaya dönüştü ve Demokrat Parti'nin çıkardığı af yasasının kapsamına alınması sağlandı.

15 temmuz 1950'de özgürlüğüne kavuştu ve geçimini senaryo yazarlığıyla sağlamaya başladı. 1951'de Piraye Hanım'dan ayrılıp Münevver Andaç'la evlendi. 'Sağlam' raporu verilerek askere sevk edileceğini öğrenince Romanya üzerinden Moskova'ya kaçtı.

Sürgün yıllarında dünyanın birçok ülkesini dolaştı, konferanslar verdi, ama aklı hep Türkiye'deydi. 25 temmuz 1951'de yurttaşlıktan çıkarıldı. Bu karara, "beni Türklükten, halkımın evladı olmaktan hiçbir kuvvet çıkaramaz" diyerek tepki gösterdi.

1952'de Çin gezisi sırasında geçirdiği enfarktüs krizinden sonra uzun süre doktor kontrolünde yaşadı. 3 haziran 1963'te bir kalp krizi daha geçirerek 'güzelim dünya elveda/ve merhaba/kainat' dedi.

Nazım Hikmet, ilk şiirlerinde hece veznini kullanmasına rağmen bireyci anlayıştan uzak durmuş, Tevfik Fikret, Mehmet Emin, Mehmet Akif gibi toplumsal içerikli şiir anlayışını seçmişti.

Sovyetler Birliği'nde tanıştığı devrimci ve yenilikçi sanat hareketleri, şiirinin biçim ve biçem açısından hızla değişmesini sağladı. Bir orkestra gibi kullandığı serbest nazımla özü biçimin bağlarından kurtardı.

1936'ya kadar yayımladığı şiir kitaplarıyla geleneksel şiirin değerlerini kökünden sarstı. Yeni bir şair kuşağının yetişmesine yol açtı. 'Şeyh Bedreddin Destanı'nda modern şiirin olanakları ile geleneksel biçimleri buluşturarak 'ulusal bireşim' sağlamayı başardı.

Düzyazı, senaryo, şiir tekniklerini harmanlayarak benzersiz bir yapı kurduğu 'Memleketimden İnsan Manzaraları'nda İkinci Meşrutiyet'ten İkinci Dünya Savaşı sonrasına uzana geniş bir zaman diliminde, dönüşen Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlarının yanı sıra dünyanın faşizm ve savaş olgusunda odaklanan sorunlarını da destanlaştırdı.

Yüzyılımızın en büyük şairlerinden biri sayılan Nazım Hikmet'in 1930'ların sonlarından bu yana yasak olan şiirleri ana dilinde ancak ölümünden iki yıl sonra yayımlanmaya başladı.


********************


Beş Satırla

Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar reklam
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Ceviz Ağacı

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları (3)

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.

Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.

Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...

Dünyanın En Tuhaf Mahluku

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Güz

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer...

Hoşgeldin

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
Yürüyelim...

Japon Balıkçısı

Denizde bir bulutun öldürdüğü
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.

Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.

Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür...

Badem gözlüm, beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut.

Badem gözlüm beni unut.
Boynuma sarılma, gülüm,
benden sana geçer ölüm.
Badem gözlüm beni unut.

Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
Nerdesiniz?

Mavi Liman

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...

Tahir ile Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Vatan Haini

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

İsimsiz

Seni düşünmek güzel şey ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum...


**********************

Nazım Hikmet İçin - Louis aragon

15 Ocak, 2006 02:01:00 (TSİ)


Nazım Hikmet'in ölümünden üç gün sonra, Fransız şair Louis Aragon şu satırları kaleme almıştı...

Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan içimde tenütaze yaşadıkça hiç birşey yazamam. Şimdi olmaz. Daha sonra, söz veriyorum size yazacağım. Hatta, bu dergide, daha başka bir konu üzerinde, ölümünden değil, yaşamından söz edeceğim. Pentecote yortusu için sayfiyeye giderken Cumartesi sabahı satın aldığım "znamia" dergisinin son sayısını da götürmüştüm. Dergide Nazım'ın, "Les Romantiques" "Romantikler" adlı romanının son bölümü vardı. Yortu sırasında herkes onun değil Papa XXIII Jean'ın ölümünü bekliyordu her saat radyolarının başında. Ve pazartesi sabahı daha yaşıyordu. Nazım'a gelince, hiç birşey bizi uyarmamıştı. Can çekişmedi. Şöyle ayakta bir merdiveni çıkarken ansızın ölüverdi. Yaşarken öldü. Bir ağaç gibi devrildi. Bırakın da benim için bütünüyle ölsün. O zaman yazarım derginize uzun uzun. Benim için, başkaları için, ne anlam taşıdığını burada yazarım. Belki gelecek ay, yaza kadar izin verin bana. Temmuza kadar izin verin. Bundan 18 yıl önce hapisanede büyük Türk mistiği Mevlana Celaleddin ya da İranlı Ömer Hayyam gibi Rubai biçiminde yazdığı şu dört mısra bir kehanet olmaktan çıktıklarını anlatacak kadar vakit bırakın bana.

"Paydos" - diyecek bize birgün tabiat anamız,-
"Gülmek, ağlamak bitti çocuğum"
"Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak:"
"Görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat..."

Yortunun pazartesi günü, sabah, onun düşüşünden bir iki saat sonra, telefon. Nazım. Ey ölüm, günümüzde ne de hızlı gidiyorsun! İki saat bile geçmeden bütün Avrupa'yı geçmiş beni aramış Yuelines'ların evinde bulmuş, yüreğimi işlemiştin. Ey ölüm. Telefonla gelen, görünmeyen, düşünülmeyen, daha bir sözcükten, bir addan başka bir şey olmayan ölüm ve hayır diyorum. Nazım olmaz. Evet. O Nazım... ta kendisi, başkası değil. Bütün insanlar gibi o da. Ve şiirindekilerden bir çocuğu ansıdım :

Recep damdan düşer gibi karıştı söze :
"Harbe girdiğin zaman, bir gavur öldürüp
bir yudum içersen kanını
korku kalmazmış."

Ben onun kanından bir damla içmeyeceğim. Konuşmayan... uçsuz bucaksız hayat... Nazım, senden bana ilk 1934'de söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmeyecekti. Ne kadar az, otuz yıl. 1950'de, bizler, yani Türk halkı, dünyanın her köşesindeki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldım. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin... Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın birşey, kırksekizinden altmışbirine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün. Bu da çok şey. Çünkü öldün. Bu fikre alıştıracağız kendimizi. İnsan Manzaraları'nı sensiz hayal etmeye çalışacağız... Senin deyiminle, manzarayı bu ağaç olmadan hayal etmeye çalışacağız. Uçsuz bucaksız hayat'ı...

Çeviren: Bertan Onaran


Günün diğer önemli olayları

1884: İstanbul Lisesi açıldı. Okulun ilk adı Şems-ül Maarif'di. 1896'da resmi okullar arasına dahil edildi.
1932: Samsun'da Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya ayak bastığı yerde dikilen heykel açıldı.
1949: İmam-hatip kursları açıldı.
1952: ABD, Türkiye'nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne girişini onayladı.

Şair Nazım Hikmet Ran, 1902 yılında Selanik'te doğdu.

 

Tarihte bugün Arşivi

Ocak

Şubat

Mart

Nisan

Mayıs

Haziran

Temmuz

Ağustos

Eylül

Ekim

Kasım

Aralık

1 Ocak

2 Ocak

3 Ocak

4 Ocak

5 Ocak

6 Ocak

7 Ocak

8 Ocak

9 Ocak

10 Ocak

11 Ocak

12 Ocak

13 Ocak

14 Ocak

15 Ocak

16 Ocak

17 Ocak

18 Ocak

19 Ocak

20 Ocak

21 Ocak

22 Ocak

23 Ocak

24 Ocak

25 Ocak

26 Ocak

27 Ocak

28 Ocak

29 Ocak

30 Ocak

31 Ocak

MAIL:

Ziyaretçi Sayacı
Gizlilik Politikası